22 Şubat 2015 Pazar

YAPTIĞINIZ KÖTÜLÜKLERİ KİMSE GÖRMEZ SANMAYIN..YER GÖK ŞAHİTTİR..

Köyün birinde yaşayan Recep ve Hüseyin adındaki  iki arkadaş, o yıl havaların kurak gitmesi, mahsulün az olması nedeniyle sıkıntıya düşmüşler. Oturup ne yapacaklarını konuşmuşlar ve Büyük şehire çalışmaya gitmeye karar vermişler. Şehire gidecekler, bir yıl çalışacaklar ve ailelerinin geçimi için gereken parayı kazanacaklardır. Anlaşırlar ve karara varırlar. Düşüncelerine aileleri de destek verir. Ertesi gün zaman kaybetmeden hazırlanan iki arkadaş evdekilerle vedalaşırlar ve Şehrin yolunu tutarlar.
Araç yok, Yayan yola koyulurlar.. Dinlene dinlene, büyük şehire gelirler. Askerdeyken şehir gördükleri için şaşırmazlar ama kalabalık şehirde işe nereden başlayacaklarını bulamazlar ..
Sonunda şöyle bir fikir atar Hüseyin " biz ikimiz birlikte başarılı olamayız. Sen şehrin doğusuna  bende batısına gidelim. Allah ne verdiyse çalışıp paramızı biriktirelim , seneye bugün bu saatte  burada buluşup köye beraber dönelim " demiş..
Hüseyin ve Recep orada helalleşerek ve buluşmaya söz vererek ayrılırlar...Biri doğuya diğeri batıya yol alır ve iş aramaya başlarlar..
Hüseyin çalışkan bir adamdır.., paranın azına  çoğuna bakmadan bulduğu her işte çalışır..Badana boya işi yapar, odun keser, bahçe kazar. Evlatlarının Hasreti içinde çığ gibi büyürken onlara kavuşmanın arzusu ile her bulduğu işe dört elle sarılır..  Kazandığı kuruşu  israf etmez biriktirir .. Biriken parasını sayar ve çok mutlu olur  Hüseyin.  .Hem hasrete hem yorgunluğuna değecek parayı toplamıştır ve köye dönmenin zamanı da gelmektedir..
Büyük şehirin  Doğusuna Giden Recep ise Tembel , iş beğenmeyen bir adamdır. Birçok işi parası az diye beğenmez, kazandığını da o gün yer tüketirmiş. Yaptığı işleri doğru dürüst yapmadığından kimse işini beğenmez olmuş ve Recep zamanın çoğunu boş boş  gezip gün bulup gün yiyerek geçirmeye başlamış. Haliyle boğaz tokluğuna  çalışan , İş beğenmeyen  tembel huysuz Recep hiç para biriktirememiştir..
Recep ile Hüseyin sözleştikleri gibi buluşma yerine gelmişlerdi. Hüseyin çok mutludur  ve İçi içine sığmaz. bir haldedir.. Çünki Eşini, Çocuklarını,  köyünü çok özlemiştir.  Her sıkıntıya düştüğü anlarda ailesinin  sevinçlerini hayal edip güç bulmuştur..Kazandığı parayla onlara hediyeler almıştır. Aldığı hediyeleri evdekilere verdiğinde yaşanacak sevinçli ortamın hayalini kurmaya başlamıştır Hüseyin.
Recep düşüncelidir..Sorarlar birbirlerine " eee! ne yaptın bunca zaman ? Ne kadar para kazandın."
Hüseyin " Çok çalıştım.İlk günler iş bulamadım kaç gece aç yattım .Ama hep çocuklarımın hayali bana güç verdi. Üçe beşe bakmadan her bulduğum işte çalıştım Allah!a şükür .Para da biriktirdim. Bize yeter.. Tohum almak için, gübre almak için, çocukların okul ihtiyacı için yeterde artar bile " diyerek şükür eden Hüseyin'e bakar Recep ve der ki" Ben senin kadar şanslı değildim. yarı aç yarı tok geçirdim zamanlarımı ve para biriktiremedim .Sen kazandığının yarısını bana ver de eve elim boş gitmeyeyim " der..
Hüseyin önce şaka zanneder Recebin sözlerini Ama Recep çok ciddidir ve arkadaşı Hüseyin'in bin bir zorlukla biriktirdiği parasını istemektedir. Tabi karşı çıkar öfkelenir Hüseyin. Tembel , Kötü kalpli Recep Hüseyin'e saldırır " ya paranı ya canını "  der. Bu arada oldukça yol almışlar köye de yaklaşmışlardır. Köyün yakınlarında bulunan çeşmenin yanında duran iki arkadaş kavgaya tutuşurlar ve Recep Hüseyin öldürmeye kalkar. Arkadaşının boğazına hırsla sarılan Recebin gözü dönmüştür.O sırada bir rüzgar çıkar ve bir top diken rüzgarla savrula savrula yanlarına gelince Hüseyin " senin bana yaptıklarına bu diken şahit olsun " der ve canını teslim eder. Recep hemen çeşmenin başında bulunan ulu  çitlembik ağacının altına bir mezar kazar ve  Zavallı Hüseyin'i alel acele gömer. Paralarını , çocuklarına getirdiği hediyeleri de alır ve köye gelir. Hüseyin'in ailesi koşarak gelirler karşılamaya ama babaları yoktur. Arkadaşının katili Recep , üzüntülü bir ifadeyle " Hüseyin Şehirde öldü. Bunları size getirdim" der . Hüseyin'in ailesine aldığı  hediyelerin birazını ve az bir miktar parayı da sanki kendi hayır yapıyormuş gibi onlara verir.
Yıkılmış, perişan olmuştur Hüseyin'in ailesi. Recep'te Hüseyin'den çaldığı paralarla kendine düzen kurmuş rahat bir yaşam sürmektedir.
Birgün evinin camından dışarıyı izleyen Recep , rüzgarla savrularak gelen bir top dikeni görünce gülmeye başlar. Kocasının durup dururken neden güldüğünü merak eden karısı ısrarla sormuş " Recep deliler gibi niye gülüyorsun. Söyle bende güleyim. Ne gördün de güldün böyle ? Hadi söyle bana da " diye ısrar eder. Recep dayanamaz ve yıllar önce yaptığı zalimliği  şöyle anlatır " Hani Hüseyinle çalışmaya gitmiştik "diye söze başlar ve Hüseyin'i nasıl öldürdüğünü ve öldürürken de Hüseyin'in böyle bir dikeni nasıl şahit gösterdiğini gülerek anlatır karısına. "Hiç dikenden şahit olur mu? Dili mi var ki konuşup şahitlik etsin " diye de dalga geçer.. 
Günler geçer ..Recep birgün karısına öfkelenir ve onu dövmeye başlar. Kadın can havliyle kendini dışarı atarken bir yandanda " Katiiil..Bu adam bir katil..Yıllar önce arkadaşı Hüseyin'i Öldürmüş . Şimdi beni de öldürecek ..Yetişin komşular " diye feryat eder. Bu feryat Hüseyin Dul karısının ve çocuklarının da kulağına gelince hemen Jandarmaya haber verilir.
Köye gelen Jandarma Recep'i yakalar ve sorgular. Arkadaşı Hüseyin'i nasıl öldürdüğünü ve nereye gömdüğünü söylemek zorunda kalır..Yıllardır dua edecek bir mezarı bile yok diyerek üzülen Hüseyin'in ailesi hem adaletin yerini bulmasından hem de Babalarının dua edecek bir mezarının  bulunmasından dolayı sevinirler..Recep "Dikenin dilimi var .Nasıl şahitlik edecek " diyerek küçümsediği olayda Diken dile gelmiş hemde Recep'in dilinden konuşmuştur...
Evet değerli okuyucularım dilsiz sandığınız şeyler dile gelir de farkına bile varamazsınız. Onun için haksızlıktan kaçının.UNUTMAYIN ..YER,  GÖK ŞAHİTTİR.....

25 Nisan 2014 Cuma

SELAMLAR SEVGİLER DEĞERLİ OKUYUCULARIM.
Ne zaman sıkıntıya düşsem, kendime daha kötü durumda olanları örnek alır ve halime şükür ederim.
Bilirim ki sahip olduğum değerler çok kıymetlidir. Yok olana üzülüp sızlanmaktansa var olana şükredip mutlu olurum. Bu benim hayat felsefemdir. Ayaklarımın üzerinde sağlam durabiliyorsam ve yaşamdan keyif alıyorsam , hep bu sebepledir.
Etrafımda sorunlu mutsuz insan gördüğüm zaman anlatacak çok güzel hikayelerim vardır. İsteyen örnek alır .
Bu paylaşacağım hikayenin kahramanı bir küçük kızdır. Ülkemizin bir çok yerinde buna benzer yaşamı olan çok kızımız olduğunu biliyorum. Hayatını örnek alıp sunduğum bu kızımızın azmi , halinden şikayet edenlere tavsiye olunur.( olayımızın kahramanlarının isimleri değiştirilmiştir..)


Okuma aşkıyla yanıp tutuşan Küçük kızın  yaşadığı köyde Ortaokul yoktu . O ortaokula , Liseye Hatta üniversiteye gidip mühendis olmak istiyordu..Kendi küçücük ama hedefleri kocamandı.   Okula gitmek için babasına yalvaran kızının ısrarlarına ve kararılığına dur diyemeyen babası komşu bir ilçede yaşamakta olan amcasının yanına gönderdi Emineyi..Ancak  onunda maddi durumu çok iyi sayılmazdı  ,birer ikişer yaş aralıkla dünyaya gelmiş  6 çocuğu vardı amcasının...

Yeni geldiği ortamın olumsuzlukları , küçücük omuzlarına aldığı ağır sorumluluklar  yıldırmadı Emine'yi. Oldukça Hassas olan küçük kız amcasına ve yengesine yük olmamak için evde her işi üstlendi... Kuzenlerinin bakımına, evin temizliğine , akşam bulaşıklarına  kadar.....Çünki ; akşam bulaşıklarının yıkanması artık Emine'ye aitti..
....Bu kadar işin arasında, ailesine duyduğu özlem ve yalnızlık duygusu arasında derslerine daha bir hırsla sarıldı..Hiç halinden şikayet etmedi....

Zayıf, minyon yapılı , zarif yüzüne yakışan çilleri olan şirin bir kızdı. Öyle güzel gözleri vardı ki;  bakan ışıltısına hayran olurdu. O güzel gözlerinde hep bir hüzün vardı...sonradan öğrendim ki o hüzünün sebebi ailesinden , kardeşlerinden uzak kalmaktanmış...

Bir gün okul arkadaşı" Yarın yazılımız var ,ders çalışalım mı?" diye sordu. o "şimdi olmaz  evin işleri var .Onları bitirmeden derse oturamam " dedi. Emine'nin durumunu bilen  arkadaşı merakla sordu: " Bu kadar işi yaptıktan sonra yorulacaksın , Ne zaman ders çalışacaksın?" deyince .....

" Ben amcamlarda kalıyorum.  Okuldan gelir gelmez yengeme ev işlerinde yardım etmem gerekiyor.( O kendini sorumlu hissediyordu ). ama dersimi ihmal etmiyorum. Çünki ben bu kadar sıkıntıya okuyabilmek için katlanıyorum. Yazılım olduğu zaman o  dersin notlarını iri harflerle yazıp, yattığım odanın alçak olan tavanına yapıştırıyorum.Sırt üstü yatarken uyuyana kadar ancak böyle ders çalışıyorum. Bazen rüyamda bile ders çalıştığım olur takıldığım yerde uykudan uyanır kitaba bakarım."dedi.... 
İşte öylesine azimli ve sorumluluk sahibiydi bu güzel gözlü narin kız....
Ve azimle,  zayıf omuzlarına yüklenen ağır sorumluluk duygusuyla okudu Emine. Hiç bir sıkıntı onun okuma azminin önüne geçemedi. 

Emine şimdi endüstri  mühendisi ...  İşinde de oldukça başarılı ve seviliyor.

Bu hikayemin kahramanı gerçektir. Ben onu tanımaktn dolayı çok mutluyum. Kesişen yollarımız yıllar öncesinde kalsa da biz birbirimizi hiç unutmadık...
Olur olmaz şeyleri dert edinen, halinden şikayet edip onu bunu suçlayan gençlerimiz okusunlar diye yazdım. 
Siz azim ettikçe başarırsınız. Yoksa zorla olmaz. 
Rahmetli anneanneciğimin dediği gibi " sokma akıl iki adım gider ." Siz siz olun okuldaki başarısızlığınıza kılıf bulmayın. Sorun kendinizde, çözümü de  kendinizde...

Yaşamınızda başarılar dilerim...