2014 de şans sizlerle olsun. Mutlu, sağlıklı bir yaşam dilerim.
28 Aralık 2013 Cumartesi
EVDE HUZUR ARAYANLAR, YOKLUKTAN O HUZURU BİR TÜRLÜ BULAMAYANLAR.
" Dünyada sıhhatli bir nefes gibi mutluluk yoktur." Kanuni Sultan Süleyman'ın ünlü, özlü sözlerinden birinde anlattığı gibi.
Evde huzur olması için önce sağlık, sonra para lazım.Para iyi yaşamak için araç olmalı sadece.Fakat itibar kürke olunca "ye kürküm ,ye " misali parası olan itibar görüyor,olmayan dışlanıyor.Öyle bir toplum olduk ki fakire selam bile verilmiyor.Buyur edilmiyor.
Eskilerin meşhur bir sözü vardır " kadın varlığı ,adam sağlığı sever " diye. her ne kadar mecazi olarak söylendiği düşünülse de doğruluk payı yok değil, Düşünsenize, eşiniz bir şey beğeniyor, filan komşu da görmüş beğenmiş ve imrenmiş." Bende istiyorum "dediğinde alacak imkanı olmayan koca ne yapsın?. Kadın inat ediyor" istiyorum "diye , erkek " daha maaş alamadım, alsam da borç çok hangisine yetireyim, kredi kartına mı? ev kirasına mı, elektrik, suya mı? vs." dediğinde alın size bir kavga ve huzursuzluk. Evde çocuklarda varsa daha da kötü. Hiç bir çocuk anne babasının kavgasına şahit olmamalı.Çünki onarılmaz yaralar oluyor ruhlarında. Kavga ortamında yetişen çocuklar ya korkak içine kapanık oluyor, ya da tam tersi; hırçın ,kavgacı, uyumsuz çocuklar oluyorlar. Her iki şekilde kötü. Bu çocuklar toplum içinde uyum sağlayamıyor,kavgacı oldukları için sevilmiyorlar veya haklarını savunamayıp ezilen taraf oluyorlar.İlerde ,birgün evlendiklerinde de ailesine mutluluk veremiyorlar.Tam bir kısır döngü.
Yurdum şartları belli. Her ne kadar başımızdaki yönetici üç çocuk diye öğütleyip, bu çocukların yarı aç, yarı tok,; ona, buna özenen bireyler olmasının önüne geçmiyorlar.Asgari ücret 1000 tl. bile değil. evin geçimini temin etmekle yükümlü baba ,mesai yapmak zorunda kalıyor . Mesai demek evden, ailesinden uzak kalması demektir.Çocuklarının yüzünü uyurken görebilen babalar var.Evde huzur olması için geçim sıkıntısı en aza indirilmeli.Bu hükümetin görevi. Ruh ve beden sağlığı için bu şart. İnsanlarımız mutsuz. Yüzleri gülmüyor .Çünki yoruluyorlar ve emeklerinin karşılığını da alamıyorlar. Asabi, Şiddet dolu bir toplum olduk.Kadına şiddet ,çocuğa şiddet.Bitmiyor şiddet haberleri.
Sağlık her işin başı. Ruh sağlığı + beden sağlığı = mutlu toplum. Bu nasıl sağlanabilir? Yaşam şartları iyileştirilmeli.Çalışanların Hakları korunmalı. Bazı akbabalar insan etiyle besleniyor ne yazık ki. Limon gibi sularını çıkarıp posaya dönüştürüyorlar çalışan işçileri. Sonra da sağlıklı insan istiyorlar. İşte verim istiyorlar. Üç kuruş parayla nasıl geçiniliyor haberleri yok. Öyle ya " tok, açın halinden anlamaz".İçlerinde Ekmeğin fiatını bilmeyen bile vardır.
Eve dönersek ,; baba bütün gün işte olduğu için ;kadın çocuklarla tek başına uğraş veriyor. Okul toplantısı var , " anne gitsin".Her gün aynı şey. yemek yapılacak ,bulaşıklar yıkanacak, ev derli toplu olacak, giysiler ütülenecek, sökük varsa dikilecek.Her sabah "acaba bugün ne pişirsem? "sıkıntısı. Koca akşam gelir yemek beğenmez .Kadın " verdiğin parayla ancak bunu yapabildim " der ve İşte bir kavga sebebi daha. Kadın zaten yorgun,bezgin. koca ondan da yorgun, bıkkın, sinirli.Evin annesi hasta olmaya bile fırsat bulamaz.Onca işi kim yapacak? Eski bir komşumuz vardı , karısı hastayım dediği zaman eve bile gitmez sadece gece yatmaya gelirdi.Niye böyle yaptığı sorulunca " hanım hasta olunca evde yemek olmuyor, sohbet olmuyor bu yüzden canım sıkılıyor eve gitmiyorum" derdi.
Sözün özü; mutsuz bir toplum yetişiyor. Gülmeyen yüzler çoğaldı.Paranın ,makamın satın aldığı Sahte dostluklar çoğaldı. Paran varsa herkes dostun, arkadaşın.Paran yoksa selam bile vermiyorlar.
2014 de şans sizlerle olsun. Mutlu, sağlıklı bir yaşam dilerim.
2014 de şans sizlerle olsun. Mutlu, sağlıklı bir yaşam dilerim.
14 Aralık 2013 Cumartesi
11 Aralık 2013 Çarşamba
PAMUKOVA' DA ÇARŞAMBA GÜNLERİ KURULAN PAZARYERİ
KAPALI PAZAR YERİMİZ YOK. İLÇEMİZ İÇİN BÜYÜK İHTİYAÇ. ZİRA YAĞMUR, KAR YAĞINCA ALIŞVERİŞ ÇİLEYE DÖNÜYOR. SİFTAH YAPAMADAN TEZGAH KAPATAN, SOĞUKTAN; İLKEL YOLLARLA ISINMAYA ÇALIŞAN PAZARCIMIZIN MAĞDURİYETİ ÇOK ÜZÜCÜ.
HAFTADA BİR GÜN SOSYAL ETKİNLİK GİBİ OLUYOR PAZARIMIZ. BİRBİRİNİ GÖRMEYEN EŞ DOST PAZARDA GÖRÜŞÜYOR, AYAKÜSTÜ SOHBETLERLE GÖNÜLLER ALINIYOR.
HAVA GÜZEL OLUNCA ESNAFIN DA YÜZÜ GÜLÜYOR, PAZARA ÇIKAN İNSANIMIZIN DA.BALIK PAZARININ BULUNDUĞU ALANDAYDIM. ÖNCEDEN ORADA SAĞLIK OCAĞI VARDI ŞİMDİ YIKILDI VE BALIK PAZARI OLARAK KULLANILIYOR YILLARDIR BU ALANDA TEZGAH AÇAN KARDEŞİMİZİ GÖRÜNTÜLEDİM.KARIN ÜSTÜNÜ ÖRTTÜĞÜ SEBZELERİ TEMİZLEMEYE ÇALIŞIYORDU AMA NAFİLE; DEVAM EDEN KAR BUNA İZİN VERMİYORDU.
BUGÜN PAMUKOVA'DA KAR VARDI. ÜLKEMİZİN BİR ÇOK YERİNDE OLDUĞU GİBİ. BUGÜN KARLI BİR ÇARŞAMBA PAZARI VARDI. TEZGAHININ BAŞINDA SOĞUKTAN DONMUŞ ELLERİNİ ISITMAYA ÇALIŞAN, SOĞUKTAN VE YORGUNLUKTAN "AYAKLARIMI HİSSETMİYORUM "DİYEN ESNAFIMIZIN HALİ İÇLER ACISIYDI. SOBA KOVASINI MANGAL YAPIP ÜZERİNDE ÇAY İÇİN SU ISITAN VE ISINMAYA ÇALIŞAN PAZARCI ABLAMIZIN ŞİKAYETİ DE AYNI." NİYE KAPALI BİR PAZAR ALANI YAPILMADI BUGÜNE KADAR?."
HER GELEN BAŞKAN, BİR ÖNCEKİNİN YAPTIĞINI YIKINCAYA KADAR İLÇEMİZİN İHTİYACI OLAN KAPALI PAZAR YERİNİ DE YAPABİLİRDİ. ÇEKİŞMELER İLÇEYE FAYDA GETİRMEDİ SADECE ZARAR VERDİ.
DİLERİM VE UMARIM Kİ BU YEREL SEÇİMLERDE KAZANACAK OLAN ," BENİM PARTİMİN ADAMIDIR İŞİNİ YAPAYIM, BENDEN DEĞİLDİR İŞİNE TAŞ KOYAYIM" ZİHNİYETİNİ RAFA KALDIRIR VE İLÇEMİZ İÇİN BİR ŞEYLER YAPAR.
ÖNCELİKLERİMİZ ARASINDA KAPALI PAZAR YERİDE OLSUN.KARLI BİR PAZAR YERİNDEN MANZARALAR










10 Aralık 2013 Salı
saadetin haberi: HAZİN BİR GÖÇ HİKAYESİ. Rahmetli anneannem Hüsniye...
saadetin haberi: HAZİN BİR GÖÇ HİKAYESİ. Rahmetli anneannem Hüsniye...: HAZİN BİR GÖÇ HİKAYESİ. Rahmetli anneannem Hüsniye Ergin Gemici'den aktarılmış gerçek bir hikayedir. Hüsniye anneannem, adını taşı...
HAZİN BİR GÖÇ HİKAYESİ.
Rahmetli anneannem Hüsniye Ergin Gemici'den aktarılmış gerçek bir hikayedir.
Hüsniye anneannem, adını taşıdığı büyük annesinden dinlediği yaşam öykülerini;zevkle biz torunlarıyla paylaşırdı.
Ben oldum olası geçmiş hikayelerini dinlemeye bayılırdım. Atalarımız kimlerdir, köklerimiz nerelerden geliyor öğrenmek için defalarca anlattırırdım,canım anneannem de hiç sıkılmadan uzun uzun anlatırdı. Mekanı cennet olsun.
En çok Girit'te yaşadıkları sıkıntıları, nasıl kaçmak zorunda kaldıklarını , bu zoraki ayrılığın sonrasında yaşadıkları. İnanın hepsinde ayrı bir hüzün var. Hala düşünürüm ve kafamda canlandırmaya çalışırım yaşananları ama ne mümkün. Hiç bir acıyı yaşayanlar kadar hissedemezsiniz; bu mümkün değil. gelelim hikayemize;
Yıl 1895 1896 larda Girit içten içe kaynamaktaymış. Aynı mahallede doğup büyümüş, aynı okula gitmiş, can ciğer arkadaş sandıkları rumlarda bir tuhaflık varmış. Büyük annem Hüsniye, kızı Saadet ve küçük oğlu Mustafa ile yaşamaktaymış.( dedem hakkında bilgi sahibi olamadım çün ki çok genç yaşta vefat etmiş.) Hüsniye büyük annem ; oldukça esmer tenli ,orta boylu ,erkek gibi bir kadınmış aynı zamanda bir ebe imiş. Oldukça sevilen işini iyi yapan inançlı bir kadınmış. O günlerde için için kaynayan Girit'te bir şeyler olduğunu seziyormuş ama anlam veremiyormuş. Onlara göre bir sıkıntı yokmuş çün ki. Köy evinde; üç beş tavuk , bir kaç inek yetiştirerek yaşamlarını sürdürüyorlarmış. Ama rum çocukları bizimkilerin çocuklarıyla bile oynamaz olmuş.
Bir gece yarısı büyük annemin kapısı çalınmış ,kapıda rum komşusu varmış . Şaşırmış " hayırdır komşu "deyince kapıdaki kadın "aman ebe hanım ocağınıza düştüm , gelin doğum yapıyor ama çocuk ters geliyor, yanındakiler çaresiz , yetiş kurtar gelinimi." deyince nineciğim hiç düşünmeden gece yarısı gidiyor kadınla. Gerçekten de komşu gelin zor bir doğumda. Nineciğim hemen kolları sıvıyor besmele çekip zor durumdaki hamile kadını Allah'ın izniyle kurtarıyor. Sağlıklı bir doğum yapan kadın minnetle nineme teşekkür ederek " sana bir can borçluyum ebe hanım "diyor. Ninemi tekrar eve getirip bırakıyorlar.
Ebelik ninemin işi olduğundan,lohusa kadının sözlerini dikkate almamış.Öyle çok doğum yaptırmış ve o kadar çok bebeler dünyaya getirtmiş ki ; sağlıklı yaptırdığı her doğum onun için ödül gibiymiş zaten.
Aradan bir kaç ay geçmiş. Rum komşular selamı bile kesmişler. Arada buz gibi soğuk bakışmalar.Nihayet bir gece yarısı ninemin kapısı yine çalınmış. Gece yarısı kapı çalınmasına alışık olan ninem , yine bir doğum var galiba diyerek kapıyı açınca, geçenlerde doğumda kurtardığı gelini görmüş kapıda. Şaşırmış, zira gelin tanınmamak için Türklerin giydiği bir feraceye bürünmüş. "Ebe hanım " demiş. " Size can borcumu ödemeye geldim. kaçıp canınızı kurtarın. Bizim erkeklerimiz aylardır silah yapıyorlar, örgütlenmişler.Yakında evlerinize baskın yapıp sizleri öldürecekler. Ne olur kurtarın kendinizi, şimdi onlar silah yapmak için yer altındaki mahzenlerine gittiler , ben de hemen arkalarından çıktım.Tanınmamak için kılık değiştirdim. Hakkınızı helal edin." der ve kaçar.
Ninem duydukları karşısında şok geçirir. İnansa mı inanmasa mı bilemez. Akıllı kadın aylardır bir şeyler seziyor da ne olduğunu anlayamıyordu şimdi düğüm çözüldü der ve sabah olmasını bekler. O günlerde limanda bir Osmanlı gemisi demirlidir. Sabah erkenden gemi komutanına gider durumu anlatır.Komutan emir vermiş , sayım bahanesiyle tek tek evler dolaşılmış. Girit'i terk etmeleri gerektiği yoksa katledilecekleri anlatılmış. İnananlar hemen yükte hafif pahada ağır eşyalarını toplayıp gece olmasını beklemişler.Gece yarısı sessizce evlerinden çıkan rum erkeklerini takip edip hemen arkalarından eşyalarını at arabalarına yükleyip limana gitmişler. Arabalar ses çıkarmasın diye tekerleklere paçavralar bağlamışlar. Zavallı büyük annem yanan ocağa su döküp söndürmüş , neyi var, neyi yok bırakmış, ağlaya ağlaya çocuklarını alıp çıkmış gitmişler.
Tarihe dönüp bakıldığında; kalanlara yapılan katliamın izleri denizin dibinde bulunmuştur. Belgeselde gösterilmiştir.
Ninemlerin ve onlarla beraber kaçan Türklerin ilk durağı İzmir olmuş.
Şimdilik anlatacaklarım bu kadar. bir sonra ki yazımda; Osmanlı zabiti olan Yüzbaşı arnavut Ali dedemle Saadet ninemin yollarının nasıl kesiştiğini ve nasıl evlendiklerini , neler yaşadıklarını anlatacağım. Saadet ninem rahmetlinin mezarı Pamukova Babam Sultan türbesinin bahçesinde onun annesi Hüsniye ninem rahmetlinin mezarı da Çınardibi camiinin bahçesinde bulunmaktadır.
görüşmek dileğiyle
8 Aralık 2013 Pazar
NE OLDUM DEME , NE OLACAĞIM DE
Rahmetli dedeciğim Ahmet Mithat Gemici'den aktarılan, gerçek bir hikayedir
.
Dedem , Ankara'da yaşayan kayın biraderi av. Yusuf Kenan Uysal'ın yanında bir müddet misafir olarak kaldığı dönemlerde boş durmamak için işe girmek istemiş. Kendisi orman işletme çalışanı olduğundan , ağaç dikim işinden anladığını söyleyerek çalışmak istemiş. O günlerde Ankara gençlik parkını ağaçlandırma işi varmış. Ankara Ulus ta bulunan Atatürk Gençlik parkının kurulduğu alan, bir zamanlar bataklıkmış. Atatürk bu bataklık alanı Ankara'ya kazandırmak için bu parkı inşa ettirmiş. 1936 yılında inşasına başlanan bu muhteşem projenin içinde bulunmak ve çalışmak dedemi çok heyecanlandırmış ve parkın ağaçlandırma işinde usta başı olarak çalışmaya başlamış.
Dedem Geyve Kozan Köyünün 20 yıl muhtarlığını yapmıştır. Bu ; uzun soluklu muhtarlık hizmetinde Ankara'da kaldığı dönemlerde yaşadıklarının olumlu etkileri olmuştur.Sevgi dolu, merhametli ,dürüst ve çok çalışkan olan dedeciğimin mekanı cennet olsun.
Ankara Gençlik parkında çalıştığı bir sıra da ; yanına son derece şık lacivert takım elbiseli, pırıl pırıl parlayan rugan ayakkabılı bir beyefendi gelir. Dedem işçi başı olduğundan işçiler dedeme yönlendirmiştir bu beyefendiyi. Dedem merakla yanına yaklaşıp " buyurun efendim " der nezaketle. Bir yandan soran gözlerle adamın konuşmasını ve neden orada bulunduğunun sebebini öğrenmek ister. Zira böylesine şık bir beyefendinin bu çamurlu ortamda ne işi olabilirdi? Dedem gün görmüş bir adamdı , yavaşça yanına yaklaşan adamın kendisiyle özel konuşmak istediğini anlamış onu bir köşeye davet edip çay ikram etmiş.Zavallı adam nasıl söyleyeceğini bilemiyor utanıp sıkılıyormuş. Dedeciğim ; adamı güler yüzle karşılayıp ikramda bulunduğu için gelen adam ıslak gözlerle " iş arıyorum, nereye başvurduysam iş bulamadım. Ne olur bana iş verin "deyince dedem şaka zannetmiş. Ama adamın yüzündeki ifadeden ciddi olduğunu anlamış. " kusura bakmayın ama burası sizin gibi bir beyefendiye göre değil. Kılık kıyafetinizden okumuş biri olduğunuz anlaşılıyor ama sizi buraya hangi sebepler getirdi anlamadım. " deyince, adam ağlamaklı bir şekilde hikayesini özetlemiş. Bu gelen kişi bir hakimmiş ve suçu olmadığı bir konuda yargılanmaya başladığından işten el çektirilmiş, maaşı ödenmemiş. Geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi olduğunu ve ihtiyaçlarını karşılayamadığından bahsetmiş ve " ne iş olsa yaparım "diye eklemiş. Dedem hiç işçiye ihtiyacı olmamasına rağmen bu adama acımış ve işe almış. Zavallı adam öyle sevinmiş ki dedemin ellerine sarılıp öpmek istemiş.
Ertesi gün herkesten önce işe gelmiş hakim bey. Öyle canla başla çalışıyormuş ki ; kalem tutmaya alışık , elleri kazma kürek tutunca yara olmuş.Kan içinde kalmış .Ellerinin acısından küreği zor tutuyormuş ama pes etmeden çalışıyormuş. Dedem ; hakim beyin gayretini , ellerinin yarasını görünce, ona daha az iş vermiş kollamış onu. Onun yarım kalan işlerine dedem yardım etmiş.
Bir kaç ay çalışan hakim beyi herkes çok sevmiş. Bir gün dedeme gelip" Mithat bey, izin istiyorum. yarın mahkemem var, bana dua edin. Çün ki ; ben suçsuzum ve davamda haklıyım. Allah bana yardım edecektir. Adalet er geç tecelli edecektir." demiş ve helallik alarak ayrılmış.
Uzun bir süre görünmeyen hakim beyi herkes merak etmeye başlamış ama kime soracaklar ki.?
Herkesin işe daldığı bir sırada şık bir araba gelmiş ve işçilerin yanında durmuş. İçinden hakim bey inmiş. Gülen yüzü ve lacivert takım elbise, rugan ayakkabılar ayağında. Bütün işçiler sevinmiş etrafını sarmışlar hakim beyin. Hakim bey çalışanlar için hediyeler getirmiş çay şeker gibi. Dedemi sormuş , hemen dedeme seslenmişler. Dedem hakim beyi görünce çok mutlu olmuş ve davanın sonucunu merak ettiğini bilgi alamadığı için çok endişelendiğini söyleyince hakim bey gülümseyerek " Mithat bey, adalet yerini buldu. Gerçek suçlu ortaya çıktı ve aklandım. hakimliğe geri döndüm birikmiş maaşımı aldım. Sizi merakta bıraktığım için kusuruma bakmayın. İlk fırsatta geldim" diyerek elindeki paketi dedeme uzatarak eklemiş " sizin hakkınızı nasıl öderim? kimse bana inanmaz ve iş vermezken siz beni açlığa mahkum olmaktan kurtardınız. Size borcumu ne yapsam ödeyemem "der. İzin isteyerek " işe dönmem lazım, adresimi elinizdeki pakete koydum beklerim "diyerek veda eder.
Dedem merakla paketi açınca çok şaşırır ve sevinir. Paketin içinde lacivert bir takım elbise ve bir çift rugan ayakkabı çıkar. içinde bir not vardır. Notta " Mithat bey, naçizane hediyemi kabul edin. Zira bunlar sizde olduğu müddetçe beni ve yaşadıklarımı unutmazsınız. Sizin yardımınızla ayakta durdum ve sohbetlerinizle yüreklendim , korkularımı yendim. Desteğinizi, İnsanlığınızı unutmayacağım. Beni de bir kardeşiniz olarak kabul edin. saygılar"
Evet değerli dostlarım. Unutmamamız gereken " NEYDİM , NE OLDUM , NE OLACAĞIM.?"
İnsanız, her şey bizim için. Başımıza ne gelirse gelsin dürüst ve çalışkan olursak herşeyin üstesinden geliriz.
saygılar.
Rahmetli dedeciğim Ahmet Mithat Gemici'den aktarılan, gerçek bir hikayedir
.
Dedem , Ankara'da yaşayan kayın biraderi av. Yusuf Kenan Uysal'ın yanında bir müddet misafir olarak kaldığı dönemlerde boş durmamak için işe girmek istemiş. Kendisi orman işletme çalışanı olduğundan , ağaç dikim işinden anladığını söyleyerek çalışmak istemiş. O günlerde Ankara gençlik parkını ağaçlandırma işi varmış. Ankara Ulus ta bulunan Atatürk Gençlik parkının kurulduğu alan, bir zamanlar bataklıkmış. Atatürk bu bataklık alanı Ankara'ya kazandırmak için bu parkı inşa ettirmiş. 1936 yılında inşasına başlanan bu muhteşem projenin içinde bulunmak ve çalışmak dedemi çok heyecanlandırmış ve parkın ağaçlandırma işinde usta başı olarak çalışmaya başlamış.
Dedem Geyve Kozan Köyünün 20 yıl muhtarlığını yapmıştır. Bu ; uzun soluklu muhtarlık hizmetinde Ankara'da kaldığı dönemlerde yaşadıklarının olumlu etkileri olmuştur.Sevgi dolu, merhametli ,dürüst ve çok çalışkan olan dedeciğimin mekanı cennet olsun.
Ankara Gençlik parkında çalıştığı bir sıra da ; yanına son derece şık lacivert takım elbiseli, pırıl pırıl parlayan rugan ayakkabılı bir beyefendi gelir. Dedem işçi başı olduğundan işçiler dedeme yönlendirmiştir bu beyefendiyi. Dedem merakla yanına yaklaşıp " buyurun efendim " der nezaketle. Bir yandan soran gözlerle adamın konuşmasını ve neden orada bulunduğunun sebebini öğrenmek ister. Zira böylesine şık bir beyefendinin bu çamurlu ortamda ne işi olabilirdi? Dedem gün görmüş bir adamdı , yavaşça yanına yaklaşan adamın kendisiyle özel konuşmak istediğini anlamış onu bir köşeye davet edip çay ikram etmiş.Zavallı adam nasıl söyleyeceğini bilemiyor utanıp sıkılıyormuş. Dedeciğim ; adamı güler yüzle karşılayıp ikramda bulunduğu için gelen adam ıslak gözlerle " iş arıyorum, nereye başvurduysam iş bulamadım. Ne olur bana iş verin "deyince dedem şaka zannetmiş. Ama adamın yüzündeki ifadeden ciddi olduğunu anlamış. " kusura bakmayın ama burası sizin gibi bir beyefendiye göre değil. Kılık kıyafetinizden okumuş biri olduğunuz anlaşılıyor ama sizi buraya hangi sebepler getirdi anlamadım. " deyince, adam ağlamaklı bir şekilde hikayesini özetlemiş. Bu gelen kişi bir hakimmiş ve suçu olmadığı bir konuda yargılanmaya başladığından işten el çektirilmiş, maaşı ödenmemiş. Geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi olduğunu ve ihtiyaçlarını karşılayamadığından bahsetmiş ve " ne iş olsa yaparım "diye eklemiş. Dedem hiç işçiye ihtiyacı olmamasına rağmen bu adama acımış ve işe almış. Zavallı adam öyle sevinmiş ki dedemin ellerine sarılıp öpmek istemiş.
Ertesi gün herkesten önce işe gelmiş hakim bey. Öyle canla başla çalışıyormuş ki ; kalem tutmaya alışık , elleri kazma kürek tutunca yara olmuş.Kan içinde kalmış .Ellerinin acısından küreği zor tutuyormuş ama pes etmeden çalışıyormuş. Dedem ; hakim beyin gayretini , ellerinin yarasını görünce, ona daha az iş vermiş kollamış onu. Onun yarım kalan işlerine dedem yardım etmiş.
Bir kaç ay çalışan hakim beyi herkes çok sevmiş. Bir gün dedeme gelip" Mithat bey, izin istiyorum. yarın mahkemem var, bana dua edin. Çün ki ; ben suçsuzum ve davamda haklıyım. Allah bana yardım edecektir. Adalet er geç tecelli edecektir." demiş ve helallik alarak ayrılmış.
Uzun bir süre görünmeyen hakim beyi herkes merak etmeye başlamış ama kime soracaklar ki.?
Herkesin işe daldığı bir sırada şık bir araba gelmiş ve işçilerin yanında durmuş. İçinden hakim bey inmiş. Gülen yüzü ve lacivert takım elbise, rugan ayakkabılar ayağında. Bütün işçiler sevinmiş etrafını sarmışlar hakim beyin. Hakim bey çalışanlar için hediyeler getirmiş çay şeker gibi. Dedemi sormuş , hemen dedeme seslenmişler. Dedem hakim beyi görünce çok mutlu olmuş ve davanın sonucunu merak ettiğini bilgi alamadığı için çok endişelendiğini söyleyince hakim bey gülümseyerek " Mithat bey, adalet yerini buldu. Gerçek suçlu ortaya çıktı ve aklandım. hakimliğe geri döndüm birikmiş maaşımı aldım. Sizi merakta bıraktığım için kusuruma bakmayın. İlk fırsatta geldim" diyerek elindeki paketi dedeme uzatarak eklemiş " sizin hakkınızı nasıl öderim? kimse bana inanmaz ve iş vermezken siz beni açlığa mahkum olmaktan kurtardınız. Size borcumu ne yapsam ödeyemem "der. İzin isteyerek " işe dönmem lazım, adresimi elinizdeki pakete koydum beklerim "diyerek veda eder.
Dedem merakla paketi açınca çok şaşırır ve sevinir. Paketin içinde lacivert bir takım elbise ve bir çift rugan ayakkabı çıkar. içinde bir not vardır. Notta " Mithat bey, naçizane hediyemi kabul edin. Zira bunlar sizde olduğu müddetçe beni ve yaşadıklarımı unutmazsınız. Sizin yardımınızla ayakta durdum ve sohbetlerinizle yüreklendim , korkularımı yendim. Desteğinizi, İnsanlığınızı unutmayacağım. Beni de bir kardeşiniz olarak kabul edin. saygılar"
Evet değerli dostlarım. Unutmamamız gereken " NEYDİM , NE OLDUM , NE OLACAĞIM.?"
İnsanız, her şey bizim için. Başımıza ne gelirse gelsin dürüst ve çalışkan olursak herşeyin üstesinden geliriz.
saygılar.
26 Kasım 2013 Salı
RÜŞVETİ VEREN DE , ALAN DA MEL'UNDUR
İnsanlarımızda bir şeyler eksik. Eksiğin ne olduğunu tam olarak bilmedikleri için arayıştalar. Dostluk eksik, çıkarsız menfaatsiz yardımlaşma eksik, komşuluk eksik insani duyguları eksik maddeci bir toplum olduk.
Yaşadığım ilçeden kesitler aktarayım.
Bir zamanlar cıvıl cıvıl olan bir ilçeydik. İnsanlar birbirini tanır , selamlaşırdı. Komşular birbirine yardım etmekte yarışır, elindeki yiyeceği komşusuyla bölüşürdü. Sevgili peygamberimizin( SAV) komşu haklarıyla ilgili olan hadislerinde nasihatlerinde anlattığı her kelimeye uyan bir komşuculuk vardı.
Bir düğün olduğunda, şimdiki gibi lüks süslü masalar sandalyeler olmaz, havai fişekler patlamazdı ama Sadelik vardı ,samimiyet vardı. Herkes yanyana cancana eğlenirdi.
Hiç unutmam ,birgün çok sevdiğim bir arkadaşım geldi. " Bu akşam bir çok yerde kına var gezelim mi?" dedi. sevinerek kabul ettim çünki kına gezmeleri çok eğlenceli olurdu. O zamanlar bir düğün oldu mu ilçedeki bütün evlere gazete kağıdına sarılmış ve üzerine gelin teli bağlanmış küçük kına paketleri dağıtılır, herkes davet edilirdi. Şimdiki gibi çok süslü davetiyeler ve o davetiyelerle çağırılan sınırlı sayıda insan olmazdı. Herkes davet edilirdi. Yaz tatilinde olduğumuz için okullar kapalı ve bu arkadaşımın ailesi çiftçi olduğu için, sabahın erken saatlerinden güneş batana kadar tarlada çalışan insanlardı. Biz esnaf çocuğu olduğumuz için tarla toprak bilmezdik. Yaz aylarında mahalle boşaldığı , herkes ya kendi tarlasına ya da komşuya yardım için, gündelik için gibi sebeplerle tarlaya, bostana çalışmaya gittikleri için can sıkıntısından patlar oynayacak arkadaş bulamazdık. Bir gün rahmetli babacığıma yalvardım " ne olur bizde tarlaya gidelim. oynayacak kimse yok canımız sıkılıyor hem de panayır için para biriktiririz. "diye. Babam kızdı "sizin yapacağınız iş değil ,zordur . alışık değilsiniz, hastalanırsınız; kazanayım derken doktor parası yaparız " dedi ve izin vermedi. Halkın yılda üç gün eğlenebildiği panayırımız vardı o zaman. Çocukların birçoğu kendi kazandıklarını harcamak için tarlaya giderdi. Panayırdaki oyuncaklara binmek, inci boncuk almak için para biriktirirdi. Kendi kazandığını harcamanın bile keyfi başkaydı.
" İnsanı insan yapan iştir, işi olmayanın aklı kötülüğe çalışır " derler ya. Çok doğru bir söz.
O günlerde insanlar tarlalar da bağlarda bahçelerde çalışır , yorulmazlardı. Bedenleri yorulsa bile gönülleri dingindi. Bir araya geldiklerinde dedikodu yapmazlar herkes kendi çocuğundan eşinden tarlasından mahsulünden konuşur muhabbet olurdu. Hafta sonları yapılacak düğün ve kına geceleri iple çekilir yorgunluk atılırdı. Kına dolaşmaya çağıran arkadaşımla ablalarıyla bir gecede 5 kına yeri gezmiştik. Hatırlayanların yüzündeki kocaman gülümsemeyi görür gibiydim.
Zaman değişti diyorlar ya, değişen zaman değil insanlar. Nerede dostluk,? Nerede arkadaşlık.? Nerede komşuluk? Nerede yardımseverlik. En önemlisi nerede insanlık ve iyi niyet? Karşılıksız yardımlaşma yok. Biri size bir iyilik yaptığında ," acaba ne isteyecek " diye düşünmeden edemiyorlar. Biz nasıl bu hale geldik.? Rüşvet veren de alan da mel'un ( Allah tarafından lanetlenmiş ) dur " Hadisinden yola çıkarak bakıyorum etrafıma . Çok üzücü çok. Bazıları rüşvet vermenin bir başka grupta rüşvet almanın peşinde. Beklentileri olan insanların seçimleri iple çektiğini gözlemliyorum. Bu insanlara kızamıyorum bile. İnsanları bu hale getiren , OY vermezseniz iş yok, aş yok diye tehdit eden, devlet güvencesi olmadan işverenin iki dudağının arasında yaşayan işçiyi , işten çıkarmakla korkutanların Allah korkusu var mı? Menfaatler çatışması var. Kendilerinden olmadığını düşündüklerinde selam bile vermiyorlar. Yardım etmiyorlar. Sizin mağdur olmanız umurlarında olmuyor.
Fuzuli'nin Şikayetnamesinde yazdığı gibi; " SELAM VERDİM , RÜŞVET DEĞİLDİR DİYE ALMADILAR "
Tekrar görüşmek dileğiyle. yazımın devamı gelecek.
20 Kasım 2013 Çarşamba
Bugün eğlenceli ve hareketli bir gündü.
Muharrem ayının onuncu gününde başlayan aşure günü münasebetiyle bir etkinlik yaptık. Pamukova 75.yıl İÖO bahçesinde gerçekleşen etkinlik sayesinde hem aşureler yendi hem çocukların neşesiyle herkes çocukluğunu hatırladı.
Unutmamamız gereken önemli bir nokta "bir zamanlar hepimiz çocuktuk."
Muharrem ayının onuncu gününde başlayan aşure günü münasebetiyle bir etkinlik yaptık. Pamukova 75.yıl İÖO bahçesinde gerçekleşen etkinlik sayesinde hem aşureler yendi hem çocukların neşesiyle herkes çocukluğunu hatırladı.
Unutmamamız gereken önemli bir nokta "bir zamanlar hepimiz çocuktuk."
15 Kasım 2013 Cuma
sevgisiz yaşam düşünülemez değerli dostlar. Rabbimizin bize nasip ettiği ve kendinde bulunan bütün değerlerden paylaştırdığı kalbimizden , sevgiyi ve merhameti eksik etmemesini diliyorum.
"Zaman kötü " deniyor, oysa kötü olan zaman değil. Değişen; yaşam koşulları doğrultusunda insanlardır. Acımasız, sevgisiz, saygısız bir insan topluluğu var. Aç gözlü, bencil ve çıkarcı insanlar çoğaldıkça zaman kötüleşiyor.
Nostalji diyerek geçmiş yolculuğuna çıktığımızda, aklımıza ilk gelen hatıra nedir? diye sorsam," eski komşuluklar ve mahallemiz" diyen çoğunluğu duyar gibiyim.
şimdilerde komşu komşuyu tanımıyor. Eskiden böyle miydi? hayır, tabi ki. Mahalleye yeni biri taşınsa yardım etmek için çırpınırdı komşular. Yemekler , çaylar havada uçuşurdu. eşyalara bir el atalım diye yarışırlardı. Yardımlaşılır ve komşumuzun sevinci bizim sevincimiz , komşumuzun sıkıntısı bizim sıkıntımız olurdu.
" Hayırlı akşamlar "değerli kardeşlerim. Allah, Kalbimizden sevgiyi ve saygyıı ,merhamet ve cömertliği eksik etmesin.
"Zaman kötü " deniyor, oysa kötü olan zaman değil. Değişen; yaşam koşulları doğrultusunda insanlardır. Acımasız, sevgisiz, saygısız bir insan topluluğu var. Aç gözlü, bencil ve çıkarcı insanlar çoğaldıkça zaman kötüleşiyor.
Nostalji diyerek geçmiş yolculuğuna çıktığımızda, aklımıza ilk gelen hatıra nedir? diye sorsam," eski komşuluklar ve mahallemiz" diyen çoğunluğu duyar gibiyim.
şimdilerde komşu komşuyu tanımıyor. Eskiden böyle miydi? hayır, tabi ki. Mahalleye yeni biri taşınsa yardım etmek için çırpınırdı komşular. Yemekler , çaylar havada uçuşurdu. eşyalara bir el atalım diye yarışırlardı. Yardımlaşılır ve komşumuzun sevinci bizim sevincimiz , komşumuzun sıkıntısı bizim sıkıntımız olurdu.
" Hayırlı akşamlar "değerli kardeşlerim. Allah, Kalbimizden sevgiyi ve saygyıı ,merhamet ve cömertliği eksik etmesin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
