25 Nisan 2014 Cuma

SELAMLAR SEVGİLER DEĞERLİ OKUYUCULARIM.
Ne zaman sıkıntıya düşsem, kendime daha kötü durumda olanları örnek alır ve halime şükür ederim.
Bilirim ki sahip olduğum değerler çok kıymetlidir. Yok olana üzülüp sızlanmaktansa var olana şükredip mutlu olurum. Bu benim hayat felsefemdir. Ayaklarımın üzerinde sağlam durabiliyorsam ve yaşamdan keyif alıyorsam , hep bu sebepledir.
Etrafımda sorunlu mutsuz insan gördüğüm zaman anlatacak çok güzel hikayelerim vardır. İsteyen örnek alır .
Bu paylaşacağım hikayenin kahramanı bir küçük kızdır. Ülkemizin bir çok yerinde buna benzer yaşamı olan çok kızımız olduğunu biliyorum. Hayatını örnek alıp sunduğum bu kızımızın azmi , halinden şikayet edenlere tavsiye olunur.( olayımızın kahramanlarının isimleri değiştirilmiştir..)


Okuma aşkıyla yanıp tutuşan Küçük kızın  yaşadığı köyde Ortaokul yoktu . O ortaokula , Liseye Hatta üniversiteye gidip mühendis olmak istiyordu..Kendi küçücük ama hedefleri kocamandı.   Okula gitmek için babasına yalvaran kızının ısrarlarına ve kararılığına dur diyemeyen babası komşu bir ilçede yaşamakta olan amcasının yanına gönderdi Emineyi..Ancak  onunda maddi durumu çok iyi sayılmazdı  ,birer ikişer yaş aralıkla dünyaya gelmiş  6 çocuğu vardı amcasının...

Yeni geldiği ortamın olumsuzlukları , küçücük omuzlarına aldığı ağır sorumluluklar  yıldırmadı Emine'yi. Oldukça Hassas olan küçük kız amcasına ve yengesine yük olmamak için evde her işi üstlendi... Kuzenlerinin bakımına, evin temizliğine , akşam bulaşıklarına  kadar.....Çünki ; akşam bulaşıklarının yıkanması artık Emine'ye aitti..
....Bu kadar işin arasında, ailesine duyduğu özlem ve yalnızlık duygusu arasında derslerine daha bir hırsla sarıldı..Hiç halinden şikayet etmedi....

Zayıf, minyon yapılı , zarif yüzüne yakışan çilleri olan şirin bir kızdı. Öyle güzel gözleri vardı ki;  bakan ışıltısına hayran olurdu. O güzel gözlerinde hep bir hüzün vardı...sonradan öğrendim ki o hüzünün sebebi ailesinden , kardeşlerinden uzak kalmaktanmış...

Bir gün okul arkadaşı" Yarın yazılımız var ,ders çalışalım mı?" diye sordu. o "şimdi olmaz  evin işleri var .Onları bitirmeden derse oturamam " dedi. Emine'nin durumunu bilen  arkadaşı merakla sordu: " Bu kadar işi yaptıktan sonra yorulacaksın , Ne zaman ders çalışacaksın?" deyince .....

" Ben amcamlarda kalıyorum.  Okuldan gelir gelmez yengeme ev işlerinde yardım etmem gerekiyor.( O kendini sorumlu hissediyordu ). ama dersimi ihmal etmiyorum. Çünki ben bu kadar sıkıntıya okuyabilmek için katlanıyorum. Yazılım olduğu zaman o  dersin notlarını iri harflerle yazıp, yattığım odanın alçak olan tavanına yapıştırıyorum.Sırt üstü yatarken uyuyana kadar ancak böyle ders çalışıyorum. Bazen rüyamda bile ders çalıştığım olur takıldığım yerde uykudan uyanır kitaba bakarım."dedi.... 
İşte öylesine azimli ve sorumluluk sahibiydi bu güzel gözlü narin kız....
Ve azimle,  zayıf omuzlarına yüklenen ağır sorumluluk duygusuyla okudu Emine. Hiç bir sıkıntı onun okuma azminin önüne geçemedi. 

Emine şimdi endüstri  mühendisi ...  İşinde de oldukça başarılı ve seviliyor.

Bu hikayemin kahramanı gerçektir. Ben onu tanımaktn dolayı çok mutluyum. Kesişen yollarımız yıllar öncesinde kalsa da biz birbirimizi hiç unutmadık...
Olur olmaz şeyleri dert edinen, halinden şikayet edip onu bunu suçlayan gençlerimiz okusunlar diye yazdım. 
Siz azim ettikçe başarırsınız. Yoksa zorla olmaz. 
Rahmetli anneanneciğimin dediği gibi " sokma akıl iki adım gider ." Siz siz olun okuldaki başarısızlığınıza kılıf bulmayın. Sorun kendinizde, çözümü de  kendinizde...

Yaşamınızda başarılar dilerim...


12 Ocak 2014 Pazar

HAYATTA TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR. AMA KADER DİYE BİR ŞEY VARDIR. Anlatacağım hikaye gerçek bir hikayedir. Okurken , kendinizi kahramanların yerine koyarak onlarla birlikte yaşayacağınızı ümit ediyorum. Hikayemiz; Osmanlı zabiti Yüzbaşı Arnavut Ali ile, Giritli ebe Hüsniye'nin güzeller güzeli kızı Saadet'in hikayesi. Yüzbaşı Arnavut Ali 1885 yıllarında henüz küçük bir çocukken yaşadıkları Tırnova kenti ve diğer Rumeli bölgeleri Bulgarlar tarafından ele geçirilince çıkan iç savaştan , katliamdan kaçan annesi ve teyzesi ile Türkiye'ye gelmişler. Erkekler savaşmak için geride kalmış kadınlar ve çocuklar binbir çile ile Türkiye sınırından içeriye girmişler. Ancak izdihamdan teyzesini kaybetmişler.Yabancı bir Ülkede annesiyle kalakalmış.Teyzesinin nerede olduğu bilinmiyor. Kalabalıkta birbirlerini kaybetmişler. Ana oğul ,önce Osmanlı askerleri tarafından alınıp diğer göçmenlerle birlikte misafir edilmişler. Kalacak yer, yatak, yemek vermişler. Babasından bir daha haber alınamamış. Muhtemelen Bulgarlar'la yapılan çatışmada şehit olmuş.Mekanları cennet olsun. Küçük Ali henüz 3-4 yaşlarında. Annesi de çok genç ve güzel bir kadın..Bundan böyle hayatlarında kocasının olmayacağını anlamış ve oğlu için mücadele etmeye karar vermiş.Kendilerini ağırlayan birliğin komutanına çıkarak " ben sadaka istemiyorum. çalışarak ekmek paramızı kazanmak istiyorum. Bana iş verin ne olursa yaparım." diyerek ağlamaya başlamış. Komutan bu genç kadından çok etkilenmiş ve yardım etmeye karar vermiş. Birliğin komutanı olan subay hiç evlenmemiş daha doğrusu evlenmeye bile fırsat bulamamış çakı gibi bir asker.Küçük Ali'nin annesine "benim evimde yardımcı kadına ihtiyacım var. Dilerseniz oğlunla birlikte evimde kalır yemek, temizlik işlerine bakarsın. ben genelde seferde olduğum için ev kapalı.Hiç olmazsa eve göz kulak olur yaşarsınız." diyor. Genç kadın sevinçten ağlayarak komutanın ellerine sarılıp " Allah sizden razı olsun." diyor. Anne ve oğlu küçük Ali komutanın evine yerleşiyorlar.Bu arada Ali cin gibi, zeki bir oğlan .Mavi yeşil renkli,iri gözleriyle insanı delecek gibi bakmasından etkilenen komutan, Ali'nin okula gidip gitmediğini sorar. Anne "Tırnova'da mahalledeki camide kur'an dersleri alıyordu.Bulgarlar yasakladı, sonra çatışmalar , baskınlar yüzünden gidemedi." der. Komutan " onu burada okula yazdıralım. Ne dersin Ali istermisin okula gitmeyi" diye sorunca ışıl ışıl gözlerle başını sallar. Ali çok zeki bir çocuk olduğu için sınıfta hep birinci olur. Kısa sürede öğretmenin gözüne girer. Ali'ye " büyüyünce ne olacaksın" diye sorulduğunda, o gururla göğsünü şişirerek " asker "cevabını verir. Evet istediği gibi de olmuş. Selimiye Kışlasında ilk askeri eğitimini almaya başlar.Uzun süren eğitim döneminden sonra genç bir zabit olarak Osmanlı ordusuna katılır. Adı diğerlerinden ayrılsın diye" Arnavut Ali " olarak yazılır. Osmanlı zabiti Arnavut Ali ile Girit'li Saadet'in yolları nerede kesişecek? İzmir'de görev yapmakta iken Girit'e sayıma gönderilir Zabit Arnavut Ali .Girit'in müslüman kadınları feracelidir ve adetleri üzere genç kızlar erkekle konuşmaz, evin büyüğü konuşur.Ebe Hüsniye Hanımın evindeki sayımı yapan zabit Arnavut Ali'dir. Hüsniye Hanım'ın kızı Saadet'i görünce ilk görüşte aşık olur.Emir gereği sayım bitirilmeli, görev tamamlanmalıydı. Bu nedenle aşkını kalbine gömüp görevinin başına gider. Saadet henüz 14 yaşlarında güzeller güzeli bir kız. Belinden aşağıya kadar inen simsiyah saçları iki belik. Kapkara gözlerini görenler hayran olur.Narin ,orta boylu , zayıf bir genç kız. O dönemlerde Girit kaynamaktadır. İçten içe bir düşmanlık vardı müslümanlara. Önceki gibi sokakta selamlaşmıyorlar , Rum ve Türk çocukları birlikte oynamıyorlardı. İçin için yana bir şeyler vardı ama ne olduğunu anlamıyorlardı. Meğer Adadaki Rum erkekleri el ayak çekilince toplaşıp silah yapıyor ve örgütleniyormuş." Adadaki Türkleri nasıl yok ederiz?" diye hesaplar yapıyorlarmış. Bizimkiler dünyadan bir haber kendi hallerinde yaşamaya çalışıyor , başlarına gelecek olandan habersizmiş. "Tesadüf diye bir şey yoktur. Kader yolumuzu kendi çizer" Ebe Hüsniye'nin kapısı hızlı hızlı çalınır. Vakit gece yarısını çoktan geçmiştir.Lambasını eline alır ve kapıya gider kısık bir sesle "kim o?" der.Dışarıda ki sokak başındaki rum komşudur. Selamı sabahı kesen bu rum komşunun o saatte işi neydi? ne istiyordu? DEVAMI GELECEK.....